![]() |
|
Spaces home I MAY FORGIVE, I DON'T F...PhotosProfileFriendsMore ![]() | ![]() |
|
I MAY FORGIVE, I DON'T FORGET...June 06 akıllanmadımyine yeniden...
bazen hayat bana gülecek sanıyorum ya, hatta bazen ciddi ciddi umut bile ediyorum,
yine farkettim de, ben o zaman gerçekten çok komik oluyorum March 01 herkes bir masala inanmak ister-di
"...peki o zaman neden yine ölüyorum ben her masalda? neden bu sonlar bu kadar öldürüyor beni? hiçbir çaba göstermeden sahip olmak istediğim bir ünvanın avuçlarıma bırakılmaması yüzünden bu kadar çığırtkanlık yapmanın delikanlılığa sığan yanı ne? neden hala bir çocuk gibi ağlayıp sızlanarak ileri adım atabileceğime dair saçma saplantıdan kurtulamıyorum? neden hala gerizekalı özenti edebiyatçılar gibi duygu sömürüsünden medet umuyor ve şahıslar arasında kalması gereken her türlü yasamsal unsuru halka açık hale getirerek bundan prim kapmayı arzuluyorum? neden joker gibi her aklımdan geçen cümlenin bir yerine seni veya adını iliştiriyorum? neden içiyorum seni? neden seninle besleniyorum? neden hala buradasın? ve asıl önemlisi, neden hala gerçek soruyu ve gerçek cevabı ortaya koyamayacak kadar korkağım. sözlerin bir şekilde rahatlatmasini bekliyordum. bu kadar çok sey yazdiktan sonra rahatlıkla basarabilmeyi ummuştum, karşında olmasa bile yazdığım metnin bulunduğu yerde başarabilmeyi ummuştum ama olmuyor, başaramıyorum. sesim o kadar kısık ki, kendim bile duyamıyorum.
seni nasıl tanıdığımı, hayatımın tepesine nasıl tırmandığını, yüklediğim anlamları, sonra ilk konusmamızı, sonrasında gelişenleri düsünüp olağan bir insan hayatıyla karşılaştırınca dahi masal oluyor kendiliğinden. tesadüf diyorum, tesadüf olamayacak kadar güzel bir akış mevcut. hikaye diyorum, hikaye çok gerçekçi kalıyor yanında. evet, masal. peki masal bunun neresinde? masal bunun geleceğinde. beni öldüren, bugün ölmemi sağlayan sey, bu masal işte. yarını, 3 saat sonrası, 10 gün sonrası beni öldüren. bu masala son yazmak için çırpındıkça ölüyorum. çünkü hiçbir son gökten elma yağdıramıyor. hiçbir muhtemel bitiş beni murada, seyirciyi kerevete göndermiyor..." February 18 yağmuru sapladım içimeaslında yazacak pek bir şeyim yok ama, uzun zamandır buraya bir şey yazmadığımı farkettim.
bıraktığım yarım cümleler arkamdan ağlamasın diye;
içinde kalbimi unuttum
içince düşüyor aklıma yaşamak inansam düşerdim peşine ama yalanlar.. bana baktığın gibi, aynaya bak.. yağmuru sapladım içime tam kurumuş ölüyorken.. ansızın gelecek gibisin
gözlerinde çocuk kaygılar tam beni sevecek gibisin ani bir yağmur, mevsim ilkbahar fd - kurumuş ölüyorken / uykusuza masallar November 19 geçmiş zaman mimozalarıhayat;
"bana hangisi daha iyi geliyor bilmiyorum; senin yazdıklarını okumak mı yoksa sana yazmak mı? bütün gün yattım; ya uyudum ya da kitap okudum. güzeldi, hani cumartesi akşamüstüleri vardır ya güneşli, bana o günlerden birindeymişim gibi geliyor. ve istanbul’da olmayı istedim bugün, vapurda. kuzenim bastırıyor atla gel diye, fenerbahçeye gidermişiz.
aşırı yorgunluktan herhalde biraz sinir bozukluğu var, vara yoğa kızıyorum. -sen de beni hep hasta olan biri zannedeceksin- çok asabi değilim ama her sene midem birkaç gün yatırır beni. ya birşey ya da birine sinirlenmişimdir, ya da şimdiki gibi hiçbir sebep yokken. oysa dün sabah “aman açık pencere önüne oturmayın, dokunur” demişti tanımadığım bir kadın otobüste.
saçma ya da saçma değil de daha çok garip bir rüya gördüm bu sırada, onbeş dakikalık o otobüs yolculuğunda, açık camdan gelen buz gibi havaya rağmen uyuyabilmem ayrı bir konu ayrıca. neyse, bir evdeyim mutfaktayım sanırım, sonra ellerimi kurulayıp evin salonuna geliyorum, salonda açık renk bir kanepe var, krem belki de şarap rengi. ortasında sen oturuyosun, kafanı koltuğun arkasına dayamışsın başın tavana bakıyor, gözlerin kapalı ama ağlıyosun. rüya mıydı yoksa sabah tam uyanmadan önce yarı uyanıkken gözümün önüne bir şey miydi bilmiyorum. böyle zamanlarda ne denir bilmiyorum hiçbir şey söylememek daha iyi belki de. zaten ne desem de öyle havada kalacak. önceki maillerimde yeterince saçmaladım ama kendini koru sadece. yaz bana iyi hissedince. ve bana teşekkür etme, ben üzüyorum arada bir seni. yazdıklarına baktım da ne çok olmuşlar. tam iyi bişey yazıyosun, ben buna abuk bir şekilde karşılık veriyorum sen yine kabuğuna kaçıyosun. artık sen buna açıksözlülük mü dersin yoksa bilinç mi bilmiyorum. ama üzülme işte...
sen adı hayat olan bir mailden daha başka birşey bekliyordun belki de. öyleyse eğer kusura bakma, ne olursun.
ve iltifat etmeyi de beceremem ya; düşündüğüm bu ama..." October 27 siyah kurdelakızgınım.. sinirliyim.. inanamıyorum.
aç kaldınız, işinizden atıldınız, hastanelerde hastalanıp öldünüz; tepki olarak sadece slogan atıp kurdela bağladınız. çocuklarınızı gömdünüz, ilaç alacak para bulamadınız, katliam gibi trafik kazalarında öldünüz; korna çalıp siyah bayrak astınız. ceplerini parayla dolduran muteahhitlerin depremde yıkılan evlerinde öldünüz, biriktirdiğiniz kefen paralarınızı alıp kaçan bankerlerin elinde öldünüz, kemer sıktırıp örtülü ödenek gevsetenlerın elinde öldünüz; karanfil taktınız, tatlı su muhalefeti yaptınız. çocuk istismarı mevzu oldu bir ara, msn nickinizin başına bir (x) koydunuz, yetti. ve şimdi yine siyah kurdela ve bayrak istiyorsunuz. yıllardır kullandıgınız ilacın hastalığınızı bir gram geriletmemiş olduğunu gormenize rağmen dozu artırmak istiyorsunuz. terör yandaşlarının bile sizden bekleyemeyeceği pasifist tutumunuzu bu kadar aleni ifade edip, sahanda yumurta ister gibi aczinizin kabulunu istiyorsunuz, kanımı donduruyorsunuz.
şer haddinden emekliye ayrılmak istiyorum insanlığımdan.
|
|
|||||||||||||||||||||||||||
|
|